Her yıl yapılan araştırmalarla o yılın en iyi 100 üniversitesi belirleniyor.Bu yıl da Harvard birinci olurken ikincilik Cambridge’e ve üçüncülük de Yale Üniversitesine gitti.
Bu üniversiteler içinde maalesef Türk üniversitelerinin adı bile anılmıyor.Üstelik, sınama şeklini tartıştığımız bir dolu sınavla seçilen çocuklarımızın girmek için senelerce hayallerini kurduğu Boğaziçi, ODTÜ, Hacettepe, İTÜ, YTÜ bile bu sıralamalarda yer tutamıyor.
Üniversitelerimizde sorgulanması gereken çok konu var aslında.Eğitimin her aşaması gibi üniversitelerimize ayrılan ödenekler oldukça kısıtlı.Komik denebilecek rakamlar söz konusu.Bilim adamı, eğitmen, araştırmacı yetiştirmesi gereken üniversitelerimiz yetersiz laboratuar düzenekleri ve araştırma alanları nedeniyle yetersiz mezunlar vermeye mahkum oluyor.Bizde böyle!...
Öğrenci, aldığı teorik bilgileri uygulama fırsatı bulamadığı için işi mezun olduktan sonra ve eğer donanımlı bir şirkette çalışma fırsatı bulabilirse öğreniyor.
En basitinden, kimya fakültesi okuyan kaç öğrencinin eğitim hayatı boyunca seçtiği branş için önemi yadsınamaz olan özel cihazları(HPLC, gaz kromotografisi,,,) tanıma ve uygulamayla öğrenme şansı oluyor?Ben söyleyeyim; Hiç!...
Öğrenci 3. sınıf olup da bir firmada staj yapmaya gittiğinde bu cihazlarla tanışabilirse ne mutlu ona.
Ya da uygulamalı olarak sınıfça firma ziyaretlerine gitmek, üst düzey yetkililerle görüşmek, firma işleyişi hakkında bilgi alabilmek kaç üniversite öğrencisine nasip oluyor!...Bir firmanın kuruluş aşamasından çalışma sistemine kadar ki işleyişini birinci ağızdan dinlemek ve uygulamaları yerinde izlemekten söz ediyorum.Yani hayat dersinden!....
Üniversite eğitimi vermek, 4 – 5 yıl çocuklara kitap okutup, okuduklarından sınava sokmak ve sonrasında çocukları ellerinde diplomaları piyasaya bırakmak değil.
Asıl konu, ne kadar donanımlı mezunlar verdiğimizdir.





