
Oldukça hızlı değişen ve gelişen eğitim sisteminin etkinliğini ve uygulanabilirliğini sağlamak için eğitimcilerin de bu işleve katılımı ve eğitimi önemlidir.
Yaklaşık 10 yıla yakın zaman içinde Türkiye’de ve tüm dünyada farklılaşan eğitim sisteminde başarıyı yakalamak için en önemli koşul farklılaşan sistemle beraber gelişen ve değişen öğretim metotlarına ayak uydurmaktan geçiyor.
Öğrenme nedir?
Öğrenme dediğimiz aktivite, bireyin doğumundan ölümüne kadar ki tüm zamanı kapsar.
Çocuk, doğumundan itibaren ne kadar uyaranla karşılaşırsa o kadar öğrenmeye açık olur, bir o kadar da hızlı bir zihinsel gelişim gösterir.
Eğitimin zeka üzerindeki etkileri yıllar boyu yapılan araştırmalar sonucunda oldukça net olarak görülmektedir.
Öğrenme sırasında, beyinde bulunan sayısız sinir hücresi ve dentrit arasında bir tür elektriksel akım gerçekleşir.Bu şekilde bir akımın gerçekleşmesi beynin daha çok hücre üretmesine ve bireyin daha hızlı ve etkin düşünerek analiz yapabilme yeteneğini geliştirmesine yardımcı olur.Bunu sınıf ortamında izlemek oldukça kolaydır.Çocuklara yeni bir bilgi verildiğinde öğrencilerin bir kısmının konu hakkında düşündüğü ve eski bilgilerine döndüğü ve yeni konuyla ilgili yorumlar yapabildiği görülmüştür.Diğer bir kısım öğrencinin ise, temel bilgi eksikliğinden kaynaklanan ve sahip oldukları potansiyel düşünce yeteneğini aktif olarak kullanmalarına engel olan sorunlar yaşadıkları izlenmiştir.
Burada etken başka bir unsur daha vardır; bu da öğrencilerin öğrenme biçimleri ve algı düzeyleridir.Yaklaşık 20 öğrencinin bulunduğu bir sınıfta, her çocuğun konuyu aynı şekilde ve hızda anlamasını beklemek yanlış olur.Dolayısıyla klasik öğretim sistemleri sınıfın tümü için uygun olmayacaktır.Bu sebeple geliştirilmiş birçok öğretim metodu vardır.Ancak şu dönemde en geçerli olanı Çoklu Zeka Uygulamaları’dır.
Çoklu Zeka Uygulaması Nedir?
Çoklu Zeka Uygulaması, sınıftaki her öğrencinin algı düzeylerinin ve öğrenme tarzlarının birbirinden farklı olduğunu kabul edip tüm çocuklara hitap edebilen bir uygulamadır.
Çoklu Zeka Uygulamalarıyla ilgili ilk çalışmalar bir nöropsikolog olan Prof. Howard Gardner tarafından yapılmaya başlanmıştır.Prof. Howard Gardner’e göre; bir insan toplumda değer bulan yeni ürünler oluşturabiliyor, günlük ve iş yaşamında karşılaştığı sorunlara etkili çözümler bulabiliyorsa bu insan için zeki denilebilirdi.Ayrıca, insanların sahip çok geniş zeka çeşitlerinin anlaşılmadığı, klasik ve ezberci bir sistemin içerisinde zorla eğitilmeye çalışılmalarının da haksızlık olduğunu düşünüyordu.
Prof. Gardner’e göre 8 tür zeka vardır:
1) Sözel – Dilsel Zeka
Sözcüklerle anlama ve kendini anlatabilme, mecazi anlatım, benzetme, soyut ve simgesel düşünebilme,kavram oluşturabilme, okuyabilme, yazabilme becerileridir.
2) Mantıksal – Matematiksel Zeka
Hesaplama, sonuç çıkarma, mantıksal ilişkiler kurma, yorum yapabilme, problem çözme, sayılar ve geometrik şekiller gibi soyut sembollerle işlem yapabilme, analiz ve sentez yapabilme yeteneğidir.
3) Görsel – Mekansal Zeka
Resimler, şekiller ve imgelerle düşünebilme, nesneleri algılama ve karşılaştırarak soru üretebilme ve analiz etme yeteneğidir.
4) Bedensel – Kinestetik Zeka
Hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini anlatabilme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkin bir biçimde kullanabilme yeteneğidir.
5) Müziksel – Ritmik Zeka
Sesler, notalar ve ritimlerle düşünebilme ve yeni ritimler oluşturabilme yeteneğidir.
6) Kişisel – İçsel Zeka
İnsanın kendi iç dünyasını çözebilme, içsel tepki düzeyini anlayabilme, kendini değerlendirebilme ve kendisine hedefler koyabilme becerisidir.
7) Kişilerarası – Sosyal Zeka
Grup çalışmalarına yatkın olarak işbirlikçi çalışabilme,sözel ve sözsüz iletişim kurabilme,insanların duygu ve davranışlarını anlayabilme, paylaşabilme, yorumlama ve insanları ikna edebilme yeteneğidir.
8) Doğa – Varoluşcu Zeka
Doğadaki tüm canlıları tanıyabilme, araştırabilme ve canlıların varoluşları üzerine düşünenimle ve yorum yapabilme yeteneğidir.
Normal şartlar altında bilinmelidir ki; ‘Başarısız öğrenci yoktur, yetersiz eğitim vardır.’





